Reklam
Ulti Clocks content

Cumhuriyet Gazetesi / 21 Mart 2010

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta





Bu derse en çok kimin ihtiyacı var?

 

Deneyimli Gazeteci Azime Acar, Medyafobi isimli şirketiyle, sanatçı, sporcu, iş dünyası temsilcilerine, kendi ifadesiyle kamera ışıkları yanınca ya da kayıt cihazı çalıştırılınca kalbi hızlı çarpmaya başlayıp, sesi titreyen, elleri terleyenlere, medya ile doğru iletişim kurma eğitimi veriyor.

AA


İstanbul- Gazeteci Azime Acar, şirket yöneticileriyle medya dünyasını paylaştıklarını, onlara gazetecinin reflekslerini ve beklentilerini anlattıklarını ifade etti.

Medyaya anlatacak bir hikayesi olan ama kamera ışıkları yanınca ya da kayıt cihazı çalıştırılınca el ve ses titremesi, terleme, ağız kuruması, kalp çarpıntısı gibi stres belirtisi yaşayan pek çok üst düzey yöneticiye eğitim verdiklerini anlatan Acar, ''Ne söyleyeceğim? Nasıl söyleyeceğim? Ya yanlış anlaşılırsam...'' kaygılarının eğitim ve hazırlık süreciyle kontrol altına alındığını kaydetti.

Medya eğitimiyle gazetecilerin dünyasını yakından tanıttıklarını anlatan Acar, şirket üst yöneticisinden (CEO), genel müdüre, pazarlama departmanı çalışanlardan ürün müdürlerine, halkla ilişkiler bölümü uzmanlarına, siyasetçilerden, sendikacılara, sporculara ve sanatçılara kadar medya ile temasta olan herkese eğitim verdiklerini kaydetti.

''Kriz dönemlerinde medya olaylara nasıl bakar, neler sorar, nasıl sorar? Sözcülerin üslupları krizin gidişine nasıl etki eder? Tüm bu soruların doğru cevaplarını vermek, etkili mesajlar oluşturmak uzun süreli deneyim gerektirir'' diyen Acar, bu deneyime sahip danışmanlar tarafından özel medyafobi eğitimleri verdiklerini dile getirdi.

Azime Acar, yöneticilerin medyayla ilişkilerini geliştirebilme potansiyellerini ortaya çıkardıklarını ve gazeteciyle ''başlarını belaya sokmadan'' halletmenin yollarını gösterdiklerini dile getirerek, şirket yöneticilerine ''Medya kapınıza kamp kurmuşken soğukkanlılığınızı nasıl korursunuz?'' sorusunun cevabını fısıldadıklarını, şirket diliyle konuşan insanların medyanın ve halkın dilinde konuşabilmesi, mesajlarını daha açık verebilmeleri, ''evet, hayır'' yerine açıklayıcı cümlelerle anlatmak istediklerini aktarmaları konusunda eğitim verdiklerini söyledi.

Bu eğitimlere yurt dışındaki şirketlerin çok aşina olduğunu ve yurt dışında şirket yöneticilerinin hemen hepsinin bu tip eğitimlerden düzenli olarak geçtiğini belirten Acar, eskiden yurt dışında İngilizce olarak aldıkları bu eğitimi Türkçe alabilen katılımcılara Türk medyasını ve doğru iletişimin püf noktalarını anlattıklarını belirtti.


Reklamla gönül alma

Azime Acar, şöyle konuştu: ''Şirket yönetenler ve medyayla irtibatta olan bazı kişilerin (Haberi yayınlanmadan görebilir miyiz?) düşüncesi var. Bu taleple gazetecinin aslında ne kadar sinirlenebileceğini bilmiyorlar. Bunun yanı sıra (Gazeteye küçük de olsa reklam verirsem benim hakkımda kötü bir şey yazmazlar) diye düşünüyorlar. Reklam vermekle haberin iki ayrı mekanizma olduğunu anlatıyoruz. Kimisi de daha iyi bir anlatıcı olabilmek, derdini mesajlarına odaklanarak anlatabilmek için geliyor. Yöneticiler ile gazeteciler arasındaki bir çıkmaz da (Ben başka bir şey söylüyorum. Gazeteci başka anlıyor) durumu. Yani gazetecinin cımbızlamasından şikayet ediyor. Gazetecinin dünyasını anlatmaya başladığımız zaman gazeteciliğin bir cımbızlama işi olduğunu ya da bir iz sürme işi olduğunu görüyorlar. Biz bir şeyin haber olup olmadığını fark ettirmeye çalışıyoruz.''

Acar, yöneticilerin, gazetecilerle şirketlerinin finansal verilerini paylaşmaktan kaçındıklarını, yöneticilerin çoğunda ''Şirket sahibi veya başkanı söylediklerim için bana kızar mı?'' korkusunun bulunduğunu ifade etti.

''İyi günde de kötü günde de medya ilişkileri var'' diyen Acar, şirketlerin kriz ortamında medya ile ilişkilerde çok fazla zorlandıklarını, böyle bir durumda şaşkınlık yaşadıklarını ve medyanın karşısına çıkmak istemediklerini belirterek, şöyle devam etti:

''Kriz anında teknik yanı çok iyi biliyorlar ancak, gazetecilerden gelen telefonlar çalmaya başlayınca içeride acayip bir panik yaşanabiliyor. Krizin dört aşaması var. Şaşkınlık ve panik, yetersiz bilgi düzeyi, olayların tırmanması ve kontrol kaybı. Bu durumda gazetecinin ilk anda bir yetkili görmek istediğini ve eldeki var olan teyit edilmiş doğru bilgiyi paylaşmanın o an için yeterli olduğunu anlatıyoruz. Bazen 3 cümle olur, bazen 5 cümle... (Sessiz kalırsanız onu dedikodu doldurur, yetkisiz insanlar doldurur) diyoruz. Çünkü gazetecinin bilgi almaya ihtiyacı var. (Durumu siz anlatmazsanız sizin yerinize başkaları anlatır) diyoruz.

Eczacıbaşı topluluğuyla düzenli çalıştıklarını, LC Waikiki, Bal Parmak, AstraZeneca, Algida, İddia, Fritolay, Varyap Varlıbaşlar, ETSTUR gibi pek çok farklı sektörden şirket yöneticilerine eğitim verdiklerini anlatan Acar, katılımcıların kamera karşısında yaşadıkları deneyimlerden de çok etkilendiklerini ve olumlu geri dönüş aldıklarını aktardı.


Kaza raporları

Azime Acar, eğitim katılımcılarına her pazar günü medya kaza raporu gönderdiklerini, böylece kendi şirket ve sektör haberleri dışında medyayı pek takip edemeyen yöneticilere o haftanın ilginç iletişim kazası vakalarını ipuclarıyla paylaştıklarını ifade etti.

Türkiye'de faaliyet gösteren uluslararası şirketlerin yabancı yöneticilerine de ''Türk Medyası'' eğitimi verdiklerini dile getiren Acar, Türk gazetecilerinin beklentilerini, Türkiye'ye has meselelere nasıl yaklaşmaları gerektiğini, bir Akdeniz ülkesi olarak ilişkilerin sıcak olması gerektiğini anlattıklarını, özellikle yabancı yöneticilerin gazetecilere dostça yaklaşmasının ilişkiler açısından önemli bir yeri olduğunu söylediklerini kaydetti.

En çok sorulabilecek soruların pratiğini, kamera karşısında egzersiz yaptırdıklarını belirten Acar, ''Bir bülteni çöp kutusundan kurtarabilmek için basın daveti, telefon bombardımanı altındaki gazetecileri delete tuşundan uzak tutabilmek için ya da Hem müşteriyi hem gazeteciyi memnun edecek bir özel haber çalışması gerçekleştirmek için eğitimler veriyoruz. Mesela medya ilişkilerinde hassas sorular; Bülten yolladım aldınız mı? Toplantımıza katılacak mısınız? Haberi ne zaman kullanacaksınız? Haberi yayınlanmadan görebilir miyiz? Gazete, dergi, radyo veya TV canlı yayınları, tartışma programları ve talkshowlar için püf noktaları da eğitim konumuz...''

Türkiye'deki çoğu şirketin bir kriz el kitabının olmadığını dile getiren Acar, şirketlere özel kriz yönetim el kitabı hazırlanmasında yardımcı olduklarını da söyledi.

Cumhuriyet Gazetesi / 21 Mart 2010