Reklam
Ulti Clocks content

Akşam-Cumartesi / 2 Şubat 2008

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta




Medya kazası
can almaz, itibar alır


Mevlana'nın yüzlerce yıl önce söylediği gibi: "Yaydan fırlayan ok gibidir, ağızdan çıkan bir söz. Ve hiç geri dönmüş değildir, atıldıktan sonra bir ok..."

Ağzınızdan çıkan söz maksadını aşmışsa ve medya önünde edilip milyonların kullanımına açıldıysa demeciniz, geri dönüşü olmayan bir şekilde kazaya kurban gitmişsiniz demektir. Kazanızın boyutlarına göre, kimi zaman yıllarca bile ağızlara sakız olabilirsiniz.

İki usta gazeteci Azime Acar ve Ender Bölükbaşı'nın birlikte hazırladıkları haftalık 'medya kaza bültenleri' toplandı ve kitap oldu. Bu kitap yolu medya ile kesişenler için ilk ve tek başvuru kitabı.

Peki, bu nasıl bir kaza diyorsanız, Acar ve Bölükbaşı şöyle tarif ediyorlar bunu:

Gazeteci ile konuşurken düşünmeden söylenen bir söz, ağızdan kaçabilecek bir ifade, geciken bir açıklama, bir duruş veya dokunuş ansızın bir fırtınaya dönüşebilir. Yarattığı etki de kahredicidir.

Uzun yıllar gazetecilik yapan Azime Acar'ın kurduğu MedyaFobi isimli eğitim şirketi, bulunduğu sektör gereği medya ile dirsek teması olanlar için 'medya koçluğu' yapıyor. Gazeteci Ender Bölükbaşı da MedyaFobi'nin eğitmenlerinden. Koçluk yaptıkları kişiler, kaymakamdan bakana, ürün müdüründen pazarlama müdürüne, bir sivil toplum kuruluşunun sözcüsünden CEO'ya kadar uzanan geniş bir yelpaze. Verdikleri eğitimlerde, teorik bilgilerin yanı sıra kamera karşısında yapılan uygulamalarla medya fobisinden kurtulmanın yollarını öğretiyorlar. Acar ve Bölükbaşı, bu eğitimler sırasında en çok ilgi çeken bölümün güncel hayattan verilen örnekler olduğunu fark edip, her hafta yurttan ve dünyadan ilginç medya kazalarını titiz bir eksper gibi 'cımbızlayıp', analiz edip, kendi tecrübelerinden damıttıkları önerileriyle ipuçları da katarak katılımcılara göndermeye başlamışlar.

Şimdi de bu raporlar derlenip bir başucu kitabı olmuş. Kitapta haber olanlar gibi haberi yapanlar arasından da kazaya kurban gidenler olduğunu öğreniyoruz.

Azime Acar kaza risk oranlarını şöyle anlatıyor: "Haber olanın, haberi yapandan daha çok kazaya kurban gittiği bir gerçek. Haber olanlar içinde ise en dikkat çeken grup siyasiler. Çünkü onların kazaları geniş kitleleri etkilediği için, ilgi de o derece büyük oluyor. Özellikle milletvekilleri siyasi anlamda medya kazası işlemeye çok müsaitler. Nerede, ne şekilde konuşacaklarını, hatta davranacaklarını bilemiyorlar ve medya da ortaya çıkan manzaranın keyfini çıkarıyor.

İkinci kategoride ise bürokratlar geliyor. Kimi kez, atanmış bürokratların kendilerini sonsuz yetkide görmelerinden kaynaklanan garip uygulamalar çıkıyor. Tıpkı Pamukkale'nin dünyaca ünlü travertenlerinin doğal dokusuna zarar verdiği gerekçesiyle ayakkabı ile gezilmesini yasaklayan Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun kendi koyduğu yasağı, yine kendisi deldiği haberinde olduğu gibi. Kurulun yedi üyesinin incelemeler sırasında ayakkabılarıyla travertenler üzerinde dolaşması, gazetecilerin objektifinden kaçmamıştı. Kurul üyeleri yaptıkları gafın farkına varıp, 'Bizimkisi kısa inceleme gezisi. Travertenlere zarar vermez' deyip, mızrağı çuvala sığdırmaya çalışmışlardı."

Sorudan değil, cevaptan kork

"Medya kazalarına karışmamanın bir kısa yol tuşu var. Sorular zarar vermez. Zararı ancak cevaplar verir! Tersten bakalım isterseniz, Başbakan Erdoğan'ın bir çiftçiye 'ananı da al git' sözü hepimizin aklında hâlâ, değil mi? Yani çiftçinin sorusundan çok Başbakan'ın cevabı hafızamızda yer etti.

Medya kazasından korunmanın tek yöntemi, medya ile her temas öncesinde iyi hazırlanmak".

GÜLAY ALTAN
<AKŞAM Cumartesi Eki 2 Şubat 2008