Reklam
Ulti Clocks content

ŞORT’lu mu, ŞART’lı mı?

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

  • Demokrasi “size kadar” değil, “dize kadar”
  • Şort üzerine KISA analizin derin darbesi



RAPORU HAZIRLAYANLAR:
Azime Acar & Ender Bölükbaşı



Zamanın ruhunu doğru okumamak, hiç beklemediğiniz bir anda sizi trendtopic yapıp, dünya listesinde ilk dörde bile sokabilir.
Meral Tamer’den bahsediyoruz.

Geçen hafta şort üzerine “kendi kısa analizi”ni yapıp, Milliyet’teki köşesinde yayınlayınca, 40 yılın gazetecisi Meral Tamer öyle bir tepki yağmuruna tutuldu ki, kendi de bu işe şaştı kaldı.

Sonraki yazılarında da oturup, zamanın ruhunun analizini yapmaya çalıştı.

Hatırlatalım. Meral Tamer, bayramın ikinci günü “Bayram namazına, hastaneye, cenaze evine şortla gidilir mi” başlıklı bir yazı yazmıştı. Ekleyelim. Meral Tamer’in yazısı yayınlandığı tarihte Başbakan’ın Bodrum’da yattaki şortlu fotoğrafları henüz yayınlanmamıştı.

Yazıda, insanların yaz ayları münasebetiyle değişik ortamlarda giydikleri şorta kafaya fena halde takan, gördüğü her şortluya bir kulp bulan Meral Tamer, şortun bu derece yaygınlaşmasından nedense rahatsız olmuş;

"Her türlü aykırı davranışa ve değişik fikre açık olan ben, galiba hayatta galiba ilk kez bir şeyi bayağı yadırgıyorum. Ben mi geri kafalı olmaya başladım, yoksa bu yaz sadece popoları kapatıp, baldırları tamamen açıkta bırakan şort giymek çok mu moda oldu bilemiyorum valla…”

Gerçi bununla yetinmeyip, olayın siyaseten bir tepki hareketinin nüvesi olabileceğini de ima etmişti;

“Acaba diyorum, özellikle orta yaş ve üstü kadınlarda beni rahatsız eden bu kısacık şortlar, Başbakan Erdoğan’ın giderek otoriterleşen ve muhafazakarlık dozu artan iktidarına karşı, laik kesimden yükselen bir tepki şekli mi?

‘Senin yandaşların kapandıkça ben açılacağım!’
‘Hamileler sokağa çıkmasın mı diyorsunuz, ben inadıma karnımı daha da ortaya çıkartan dar tişörtler giyeceğim!’

Örnekleri çoğaltabiliriz.
Galiba bu ihtimali de dışlamamak lazım.”

İşte bu yazısı nedeniyle öylesine tepki yağmuruna tutuldu ki, 24 saatte 244 bin 842 tweet atılmış, 277 bin 440 kişiye ulaşmıştı. Köşe yazdığı Milliyet Gazetesi’nin 150 binlik günlük tirajını çoktan aşmıştı anlayacağınız.

Nitekim, bir hafta sonra “#direnşort’a teşekkürler; çok eğlendim, çok öğrendim” başlıklı bir yazı kaleme almak zorunda kalan Meral Tamer, yer almadığı twitter’da yaşadığı “taşlama” olayını şöyle yorumladı;

“Aslında bu olay, ne kadar anormal bir dönemden geçtiğimizi gösteriyor. Kimsenin davranışı, artık kendi ölçüleri içinde değerlendirilemiyor. Davranışlar, birincil amaçlarıyla değil, onlara farklı anlamlar yüklenerek yorumlanıp çarpıtılıyor.”

Tamer, aslında yazdığı basit bir yazının zamanın ruhu içindeki yankısıyla “resmen” kendine geldi.
Pazar günkü köşesinde “#direnşort” analizini sürdürdü;

“8 Ağustos tarihli meşhur şort yazımda tek hatam, yazının zamanlaması. Gezi olayları sonrasında insanların duyarlılıklarının tavan yapmış olduğunu hesap edememişim. Aynı yazıyı 6-7 ay önce yazsaydım, muhtemelen bu boyutta bir linç kampanyası olmayacaktı…”


SONUÇ

Bir gazeteci için en önemli refleks zamanın ruhunu okumak. Bunu “kendi adına” yapamamak bizce bir gazetecilik refleksi eksikliği.

Çünkü,  Bülent Arınç’ın Vardar Ovası türküsünü “içinde rakı diyor” diye dinlememesini “şahsi tercih” olarak lanse etmeye çalışması ile köşe sahibi bir yazarın “şort” ile ilgili söyledikleri neredeyse aynı kefede.

Çünkü, siyasetçiler ile köşe yazarları farklı türde iktidarlara sahipler.
 
Bülent Arınç’ın “kişisel olarak beğenmediği” türkülerin, kendisine bağlı TRT gibi kurumlarda yayınlanması ne kadar mümkündü?

Ya da Meral Tamer’in şort üzerine yaptığı derinliği az analizin bir yerlerde yankı bulup dönmesi?

Döndü de vesselam.