Reklam
Ulti Clocks content

Dil bağlanınca YÜREK KONUŞUR

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Bir gazete ilanı... Öyle böyle değil,  35 yıl öncesine ait bir ilan...

Nasıl oldu da  tozlu arşivlerden çıkıp, sosyal medyanın ve köşe yazılarının konusu oluverdi?


Azime ACAR


İlan,  1979’da, Türk sinemasının Taçsız Kralı Ayhan Işık’ın 50 yaşında erken gelen ölümünün ardından Hürriyet Gazetesi’ne verilmişti.

Sinemanın iyilik timsali karakter oyuncusu, tonton babası Nubar Terziyan vermişti ilanı.
 
Terziyan, ilanda “Oğlum Ayhan” diye seslenmişti Ayhan Işık’a;

“Dünya fanidir ölüm herkese nasip ama, sen ölmedin zira geride bıraktığın bizlerin ve milyonların kalbinde yaşıyorsun.
Ne mutlu sana. Çok kısa oldu senin için hayat,
Ruhuna Fatiha nur içinde yat”


İmza olarak “Amcan: Nubar Terziyan” demişti.

Kim bilir kaç filmde birlikte oynamışlardı.
Belli ki “Oğlum” diyecek kadar, kendini “amca” olarak görecek kadar yakın hissetmişti.
 
İlanın mürekkebi kurumamıştı ki akıllara düşebilecek, “Yoksa Ayhan Işık Ermeni miydi?” sorusuna karşı Işık’ın ailesi acilen düzeltme ilanı verecekti.

“Önemli bir düzeltme

‘Amcan Nubar Terziyan’ imzasıyla çıkan ilanla sevgili varlığımız Ayhan Işık’ın hiçbir ilişkisi yoktur. Akrabalar, verdiğimiz aile ilanında isim, isim ve teker teker bildirilmiştir. Görülen lüzum üzerine üzüntüyle duyururuz. Ailesi”



İlanın meali; “Çok şükür Ermeni değiliz.”

Dil bağlanırsa yürek konuşur diyelim ve hangi vesile ile bu haberin tekrar gündeme geldiğine bakalım.



14 Ocak, Nubar Terziyan’ın ölüm yıldönümüydü.
Umutlarımızı çoğaltan, içimizi ısıtan 400’den fazla filmde oynamıştı.
İşte arşivlerde kalan bu ilan onun ölüm yıldönümü nedeniyle “mahcubiyetle” ananlar tarafından sosyal medyada paylaşılmıştı.



Bunca yıl sonra, bu yıldönümünde hatırlanmasının önemli nedenlerinden biri de Dilara Balcı’nın kaleminden Eylül ayında yayınlanan “Yeşilçam’da Öteki Olmak” adlı kitabındaki anılardı.

Türk sinemasında kendi ismiyle oynayan ama belki de çok daha fazlası ismini bile kullanmayanları hatırlatan Dilara Balcı, işte bu ilanı da Agos gazetesine verdiği röportajda aktarmıştı.

Kimler yoktu ki...
Sami Hazinses’ten Kenan Pars’a, siyah beyaz filmlerin Horoz Nuri’si Vahi Öz’e kadar....

"Ermeni" demenin hakaret sayıldığı bir siyasi ve toplumsal zeminde medya da hafızaları bir kez daha tazelemişti.

Zamanlama manidardı.

Zira, 19 Ocak gazeteci Hrant Dink’in, gazetesi Agos’un önünde arkadan vurularak öldürülmesinin yıldönümüydü. Gazetenin önünde toplanan arkadaşları bir kez daha “Buradayız ahparig” dediler.



Ocak ayı gazeteciler için hüzünlüdür.

24 Ocak suikasta kurban giden gazeteci Uğur Mumcu’nun ölüm yıldönümü.
Aradan geçen yıllara rağmen her ikisinin de hüznü aynen duruyor, cinayetler üzerindeki soru işaretleri de.

Tevfik Fikret’in yüzyıl önceki hülyasının gerçek olması dileğiyle...

"Ebna-yi beşer (insanoğlu) birbirinin kardeşi...Hülya!

Olsun, ben o hülyaya da bin canla inandım"