Reklam
Ulti Clocks content

Bir somun ekmekten üç öğünlük malzeme

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta





Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nun basın toplantısı, hitabet sanatı ve medya ilişkileri için YAP-YAPMA ipuçlarıyla doluydu.


Azime ACAR

Mekan seçim Çırağan Sarayı idi.
İlk geniş çaplı basın buluşmasına yerli, yabancı 150 gazeteci katıldı. Kampanya ise saray içi ekmek tadındaydı.

Reklamcılık tarihinin tozlu sayfalarında kalan “isim ile kafiyeli” kampanya sloganı “Ekmel-Ekmek” idi. Ve dahi ilk şokun atlatılmasıyla birlikte, yiye yiye bitmeyecek, bir fırın ekmek malzemesi verdi.

Hadi gelin, birlikte göz atalım.





GÖZLERİMİN İÇİNE BAK ve GÜLÜMSE

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun basın toplantısındaki sunumu toplam 30 dakikaydı. 30 dakikada 30 kere bile kafasını kağıtlardan kaldırıp, gazetecilere bakmadı, göz temasını neredeyse hiç kurmadı.

Hatta, “Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla başlıyorum” diyerek yaptığı açılışta, Fatiha suresinin Türkçesini bile önündeki kağıtlardan okuması, okurken de takılması şaşkınlık yarattı.

Liderlerin sular seller gibi okuduğu "promter"ı kullanmayınca, yüzünü önündeki onlarca karta gömüverdi.

Kartları da çok rahat okuyamadı, sanki metni ilk defa görüyor gibiydi. Acaba, hiç prova yapmadı mı?
Yok canım, mümkün değildir, medyanın karşısına çıkan her yönetici, bir değil, beş değil bazen onlarca kez prova yapar. Bakınız, ABD Başkanı Obama.

Yarım saatlik bu okuma faslından sonra geçilen bir saatlik soru cevap kısmındaki performansı ise çok daha iyiydi. Zira, gözler kağıtlardan kalkıp, gazetecilere bakmaya başladı.

İPUCU: Göz temasını az kurarsanız, sıkıldığınız, orada bulunmaktan hoşlanmadığınız hatta bazen de yalan söylediğiniz, “bir şeyler yanlış gidiyor” hissi yaratırsınız. Sanatçılar, “gergin, güvenilmez bir tipi” canlandırmak istediklerinde, gözlerini kaçırma tekniğini kullanırlar.

Karşımızdaki kişinin gerçek niyetini öğrenmek istediğimizde, ne yaparız? Tam da gözlerinin içine bakarız, değil mi? Başka canlılarda gözlerinin içine bakmak tehdit olarak algılanır ama insanda durum tam tersi.

Göz teması demişken, gülümsemeyi atlamayalım. Bir insanı çekici yaptığı kesin olan iki unsurdan birisi göz teması diğeri gülümseme. Ama, İhsanoğlu, göz teması gibi gülümsemeyi de pek az kullandı.



SİZ, SES, SÖZ

Woody Allen, “İnsan iki parçadan oluşur; beden ve zihin. En eğlenceli kısım bedendir” der.

İhsanoğlu, yüzü aşkın gazetecilere ve ekranların başında canlı izleyen milyonlara işin eğlenceli yanını hiç göstermedi.

Konuşmasını kağıtlardan okurken, haliyle el kol hareketleri de sınırlı kaldı. Ne zaman soru cevap bölümüne geçildi, göz teması ile birlikte eller kollar da bir miktar harekete geçebildi.

Hatta, ilk soruyu soran Anadolu Ajansı muhabirine verdiği 8 dakikalık yanıtta, Filistinli bir yaşlı kadını anlatırken, elleriyle çadır işareti bile yaptı. Jestlerinden de anladığımız kadarıyla İhsanoğlu’nu en heyecanlandıran kısım burasıydı, Filistin meselesi ve Kudüs’te kıldığı namazdı.

Gelelim sesine. İhsanoğlu’nun tekdüze, vurgusuz, heyecansız sesine bir de ses sistemi cızırtıları eklenince gazeteciler dikkatlerini vererek dinlemekte zorlandılar. Gerçi, İhsanoğlu’na göre işe “Rufailer karışmıştı”, yani dışardan ses sistemine müdahale vardı.

Çoğu yerde dili sürçtü. “17 ve 25 Aralık” tarihleriyle ilgili soruyu yanıtlarken “17 Eylül ve 25 Mart” dedi, aklımıza da gaflarıyla ünlü Tansu Çiller’in Samsun halkına “Trabzonlular” hitabını düştü.

Sözlerine gelince, pek çok şey söyledi. Filistin’den Kürtlerin ana dili hakkına kadar. Örneğin, Gezi olaylarında öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ı ölüm yıldönümü nedeniyle andı, “Gençlere çapulcu dedirtmem” gibi şaşırtan çıkışlar yaptı. Daha da pek çok şey söyledi.

Ama, Ekmeleddin Bey'in bedeni ve sesi, söylediklerini desteklemediği için etkisi ve ikna gücü sınırlı kaldı. Siz-Ses-Söz uyumuna tersten bir örnek verdi.


SALATA-REÇEL-EKMEK

İhsanoğlu’nun üç temel mesajı ne deseniz, bir çırpıda söylemek zor.

Tekrar, tekrar konuşma metnini okumamız lazım. Twitter çağında en fazla 140 karaktere sığacak metinler akılda kalıyor. O nedenle mesajları arasında gazetelerde de ön plana çıkan “Gençlere çapulcu dedirtmem” oldu.

“Kitap, Bayrak, Ekmek” üçlemesinden dem vurup, iletişimi “ekmek” üzerinden kurması, acaba “monşer” algısından kurtulma çabası mıydı?
 
Gerçi, Başbakan’ın “monşer” göndermesine, Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın “Azizler” seslenişi ile yanıt geldi. Malum, Fransızca olan “Monşer” sözcüğünün Türkçe karşılığı “Azizim”.

Yoksa, çocukken adını söyleyemeyenlerin “Ekmek Bey” demesinden mi yola çıkılmıştı? Öyle ya da böyle Ahmet Hakan’ın  dediği gibi muhtar adaylarının bile artık başvurmadığı isimden slogan üretme işi epeyce eski kalmıştı.

Hani, gazeteciler hangi ekmekten bahsedildiğini anlamazlarsa diye, ekranın iki yanına iki somun ekmek görüntüsü de yansıtıldı. Zaten, başka da görsel malzeme kullanılmadı.



Konuşmaya başlamadan önce gösterilen kişisel hikaye videosunu saymazsak, iki ekmek arası tek görsel ekmek olmayı bekleyen buğday tarlalarından oluşan Türkiye haritasıydı.

“Ekmek için Ekmeleddin” sloganı sosyal medyanın yaratıcı yanını bir kez daha ateşledi ve anında diğer adaylar için ve hatta dünya liderleri için benzetmeler türetildi.

 “Salata için Selahattin, Reçel için Recep, Ekmek için Ekmel”



İhsanoğlu'nun medyanın karşısına çıktığı ilk ve önemli buluşması medya ilişkileri ve hitabet konusunda günde üç öğünlük malzeme yarattı.

Malzemeleri, İhsanoğlu’nun fikirlerinden bağımsız olarak analiz ettiğimizi not düşelim.